UYKU VADİSİNDE SONBAHARIN SON HAFTASI    02..12.2001   NACİYE

 

Sarı yapraklı çınar ağaçlarının çevrelediği  akarsu, yağan yağmurlar nedeniyle coşku ile çağlıyor, sesi vadide her şeyi bastırıyordu. Alçak tepelerin ardından gelen açık renk bulutların gökyüzündeki hareketi birbirini yakalamak istercesine hızlıydı. Sabahın serinliğinde kuş cıvıltıları ile uyanmak  insana bambaşka bir canlık katıyordu. Güneş tepelerin ardında belirdiğinde kamaştırıcı ışınları ile yağmurdan ıslanmış her şey parlıyordu. Geceleri hava açıldığında bulutlar ayın ışığı ile gündüz gibi bembeyaz görünüyor, ay bulutun üstüne geldiğinde etrafında ışık saçan bir hale meydana geliyor, bulutların altında buğulu bir görünüme bürünüyordu. Bazen de koyu renkli bulutların ardından yağmur yağıyordu. Yağan yağmurun çokluğuna bağlı akan  su artıyor, sesi yükseliyordu.

            Ay, yağmur , yağmurun sesi, gecenin sessizliği, suyun çağıltısı... Her şey beni büyülüyordu. Bazen yağmur diniyor, bulutlar çekiliyor yıldızlar parlıyordu. Otlar, çalılar, mantarlar, açık eflatun çiçekler, aralarında   salyangozlar, yengeçler, zeytin, palamut, su boyunca çınar ağaçları ile her şey ahenk içinde bir aradaydı. İçinde mağaraların, kayaların bulunduğu dağlar bir çanak gibi bu bütünlüğü kavrıyordu. Doğa kendi içine alarak insanı her şeyden arıtarak huzur veriyordu. İnsan içinde barındırdığı yaşayan tüm sevgilerini daha derin ve yoğun hissedip acılarının, ayrılıklarının, özlemlerinin yükünün hafiflediğini duyumsuyor. Edinmiş olduğu dinginliğinin hiç geçmemesini istiyor ve biliyor ki doğa her zaman sahip olduğu bu güzellikleri ile onu bekliyor ve o her zaman ona ulaşabilir.