BABADAĞ AKDAĞ;

 

Hafta  sonu  dağlarda  olacağız , herkes  iki  hafta  önceden  işini  gücünü  ayarladı  ve  hafta  sonunu  boşa  çıkardı , gel  görki  ben  bir  haftadır  kurtulamadığım  nezleden  çekmekteyim , değil  dağa  tırmanmak , evde  üç  basamak  merdiveni  çıkamıyorum , cipciğin  sahibi  olduğum  için  kaytaramıyorum , arkadaşların  nasıl  istekli  olduğunu  gördüğümden  gelemem  diyemiyorum , cipciğe  aşık olup doyamadığımdan , verip  kurtulamıyorum.

 

17.01.2003, Hıdır'ın bürosu.

 

DELİ  TIRMANIŞ  PROGRAMI  YAPARSA;

 

Hıdır  bürosunda  ki  masasına  kurulmuş , önündeki  haritayla , Mustafa  Kemal  Hıdır  havasında , deli  saçması  bir  programa  insanları  ikna  etmeye  çabalamakta.  Hedef  Denizli'de  Babadağ.  İçimizde  daha  önce  giden  yok , yaklaşık  6-7  saatlik  bir  tırmanış  ve  dönüş  öngörüyor.  Sabah  4'de  Bodrum'dan  ayrılacağız , dağa  ulaşıp  9  gibi  tırmanmaya  başlayacağız , program  aksarsa  önemli  değil , nasıl  olsa  dolunay  var , akşama  kalsakta  ayışığı  bize  yeter  demekte.  Hızını alamamış  olacakki   Babadağ'a  kadar  gelmişken , az  aşağı  inip , Antalya  Elmalı'da  ki  Akdağ'a  geçelim  diyor.  Cumartesi  sabahı  da  bu  dağa  zirve  yürüyüşü  yapacağız  ve  içimizde  bu  dağa  daha  önce  çıkmış  birisi  gene  yok.  Haritaya  bakıyorum , az  aşağı  ineceğiz  dediği  mesafeyi  Bodrum'a  doğru  gelsek , Milas'ı  geçeriz.  Eğer  program  aksamadan  yürürse ,  herkesin  pestilinin  çıkacağı  kesin.  Programa  göre  iki  gün  içerisinde  1200  km.  yol , iki  zirve  var.  Oylama  yapılıyor  ve  ezici  oy  çokluğuyla  program  kabul  ediliyor. Diğer  aklı  sivriler  Erol ,  Sadettin , Muzaffer , Osman , Zekeriya  ve  Vildan. 

 

Yarabbim  bir  an  önce  iyileşipde  bu  sivriler  gibi  hissetmeye  başlayıp , bu  deliler  kervanına  katılsam  ne  güzel  olacak.

 

18.01.2003, Yollardayız,

 

HEDEF  BABADAĞIN  ZİRVESİ;

 

Antalya  Denizli  yol  ayrımına  yakın  Kale'de  çorba  molasında  son  değerlendirmeler  yapıldı.  Ben  öksürüp  tıksırmaya  devam  ederken , aklıma  tek  zirve  yapmayı  koymuşum , ikinciye  tırmanmayacağım.  Grubun  neşesi  her  zamanki  gibi  yerinde , doğaçlama  yapılan  esprilerle  millet  birbirini  gülmekten  kırıp  geçirmekte . Sadece  Zekeriya,  planlı  esprilerini  Milas'a  kadar  harcadığından  konu  bulmakta  güçlük  çekiyor. 

 

Dağın  eteğinde  ki  milli  park  alanını  geçtikten  sonra  araçla  gidebildiğimiz  kadar  ilerlemeye  çalışırken , yol  asfalt  ve  düzgün  olarak  dağa  tırmanmaya  başladı.  Bu  duruma  şaşırmakla  beraber  ilerlemeye  devam  ettik.  S.D.2  yazılı  haki  renkte  kilitli  bir  deponun  önünden   geçince  içimize  ilk  kurt  düştü  ve  acaba  askeri  bir  bölgedemiyiz  diye  birbirimize  sormaya  başladık.  Herhangi  bir  tabela  veya  uyarı  gören  yok.  Gittikçe  zirveye  yaklaşınca  S.D.3,  S.D.4  yazılı  depolarıda  geçtik.   Tedirginliğimiz  iyice  artmaya  başladı.  Osman  Abi  yılların  verdiği  tecrübesiyle , buranın  uluslararası  koruma  alanı  ilan  edildiğini  ve  Birleşmiş  Milletler'in  bu koruma  programı  kapsamında  bu  yolu  yapmış  olabileceğini  iddia  etti.  Ben  Polyana'nın  bile  bu  kadar  saf  olamayacağını  düşünürken,  iyice  zirveye  yaklaşmaya  başladık.  S.D.5'i  de  geçtikten  sonra  keskin  virajda  gördüğümüz  manzara  nedeniyle  durduk.  Bulutlar  çok  aşagıda  ve  fazla  yoğun  değillerdi.  Hava  açıktı , manzara  alabildiğine  uzanıyordu.  Bulutların  incelip  uzadığı  yerlerden  aşağıya  doğru  derinleşen  görüntünün  ürkütücü  güzelliğini  tarif  etmeye  çalışmak  bile  çok  zor.  Her  yer  donmuş  kardı  ve  bastıkça  çıtır  çıtır  ayaklarımızın  altında  eziliyordu.  Derken  ansızın  bir  aracın  gürültüsünü  duyup  döndük.  Dağın  başında  üzerimize  doğru  gelen  bir  askeri  cip  belirmişti  ve  ayvayı  yediğimizin  resmi  gibi  gelip  durdu.  Ben  jandarmaysa  programımızın  bittiğini  düşünüyorumdum.  Babamın  ordudan  assubay  emeklisi  olması  nedeniyle  çocukluğumdan  beri  edindiğim  tecrübelerle , programımız  hiç  bir  jandarma  askerine  inandırıcı  gelmeyeceğinden , gözaltı , sorgu  sual  ve  G.B.T.( genel bilgi toplama) yoklamasıyla  karşılaşacağımızdan  kendimce  emindim.  Duran  araçtan  Hava  Kuvvetleri  Üniformalı  bir  assubay  indi.  Onun  da  bizim  kadar  şaşkın  olduğunu  görünce , bizim  için  gelmediklerini  anladık.  Yukarıda  radar  varmış , yol  geçen  yıl  iyileştirilip , asfaltlanmış , aşağıda  askeri  bölge  olduğunu  belirten  tabelalar  yıkılmış , kendileride  nöbetten  dönüyorlarmış.  Telsizle  radar  tesisine  bildirildik  ve  yukarıya  çay  içmeye  davet  edildik.  Jandarma  olsaydı  en  iyi  ihtimalle  "de  hadi  dönün  gidin , yassah  bölge  burası"  tepkisini  göreceğimiz  diğer  arkadaşlar  tarafından  da  dile  getirildi.  YAŞA  VAROL  HAVA  KUVVETLERİ , yaptığın  yol  sayesinde  ömrümüzün en  kısa  ve  rahat  zirvesine  kavuştuğumuz  yetmezmiş  gibi,   bir  de  yeni  demlenmiş  taze  çayı  zirvede  yudumlama  şansını  bulduk.

 

Artık  hedef  Akdağ.  Gırgır  şamata  içinde  turist  gibi  ilerliyoruz.  Tefenni'ye  gelmeden  öğle  yemeğimizi  yedik  ve  akşam  üstü  Elmalı'ya  ulaştık.  Eğer  Babadağ'a  tırmansaydık  ne  zaman  ulaşırdık  Allah  bilir.  Otele  yerleştikten  sonra  iki  gruba  ayrıldık,  birinci  grup  şehrin  üst  tarafında ki  eski  evleri  gezmeye  giderken , içinde  bulunduğum  diğer  grupla  tırmanış  için  dağa  keşif  yapmaya  gittik.  45  km.  ilerledikten  sonra , dağ  yolu  incelip  toprak  yola  dönüştü , heyelan  düşmüş  yerlerde  taşları  çekerek  ilerlerken , Hava  Kuvvetleri'nin  buralara  uğramadığını  anladık  ve  nihayet  kara  saplanıp  kaldık.  Hıdır'ın  keşif  tutkusu  nedeniyle  Vildan , ayazda  terlikleriyle  keşif  tırmanışı  yapmak  zorunda  kaldı.  Tırmanış  programını  belirleyince  döndük.

 

Elmalı  çok  şirin  bir  kasaba , yaz  aylarında  alternatif  turizm  yaptıklarından  çarşısı  gelişmiş , bu  güzel belde de  hepimiz  iki  tek  atabileceğimiz  güzel  bir  akşam  yemeğinde  hemfikiriz.  Gelip  görün  ki  bu  hevesimiz  kursağımızda  kaldı.  Akşam  yemeğinde  içkili  lokanta  bulamayınca,  Osman'ın  "ne  gavur  memleketmiş , bir  içimlik  rakı  bulamadık"  diye  söylenmesini  kasaba  hakediyor.  Tesadüfen  tek  bira  bayisinin  otelinde  konaklamışsız , yatmadan  önce  birer  bira  içebildik. 

 

Sabah  çorbalarımızı  içerken  yağan  yağmur  kara  dönüştü.  Lokanta  sahibi  bir  şey  olmayacağını , dağda  havanın  güzel  olduğunu  söyleyerek  bizi  dağa  gitme  konusunda  ikna  çabasına  girişti.  Bulutları  aşınca  fırtına  ve  tipinin  aşağıda  kalacağını , sorunun  tipide  bulutları  aşmak  olduğunu  hepimiz  biliyoruz.  Buna  rağmen,  lokanta  sahibini  akşam  içki  yüzünden  bir  güzel  sıkıştırdığımızdan,  "kendince  haklı  nedenlerle  bizi  dağa  gönderip , telef  etmek  istediğini  anlayışla  karşılıyoruz  ve  memlekete  hayırlı  bir  iş  yapmanı  engelleyeceğiz"  diyerek , tırmanışı  iptal  ettik. 

 

Tamamen  turistik  bir  geziye  dönüşen  iki  tırmanış  programının  sonunda  Sadettin  ipini  unuttuğundan  ipsiz  Sado,  Muzaffer  dini  yorumlarıyla  Molla  Muzo  lakapları  edindiler.  Bu  gezi  hepimizin gülmekten kırıldığı , tembel  dağcı  gezisi  olarak  anılarımıza  yerleşti.  Birdahaki  zirveye  kadar  sevgiyle  kalın.

 

Kaan.