
Muğla Dakar Kulübü’nün girişimiyle, Türk Hava Kurumu’ndan bir hoca, müracaat eden sekiz kişiye beş gün boyunca Yelken Kanat uçuş eğitimi verecekti, bu yüzden bayram tatilini iple çektik. Uçulacak alet Delta Kanat olarak da biliniyor, tarif edecek olursam, insanın kanatları altına bağlandığı kocaman bir uçurtma.
Eğitim Köyceğiz’de gerçekleşti. İlk günün özeti beş günü anlatmaya yeter. İlk hevesle uçurtmayı kurmayı öğrendik. Rüzgarı önden alan ufak bir tepede başlayan eğitim, kurulmuş uçurtmayı kuşanan arkadaşımızın yokuş aşağı 10-15 saniye koşturması, uçurtmaya iki kanadından ve merkezinden bağlı iplerin ucunu tutan 3 kişinin de kuşanan kişiyle koşturması ve hep birlikte uçurtmanın başlangıç yerine geri taşınması şeklinden ibaretti. Tam bir kısır döngü. Merkezdeki uzun ipin ucu hocanın elinde, 1 metre kadar havalanacak olsanız hemen ipe asılıp havalanmanızı engelliyor. Uçurtmaya rüzgar girdiği an havalanma eğiliminde oluyorsunuz ve bu arada dengeleri öğreniyorsunuz, buda eğitimin kendisini oluşturuyordu. Bu kısır döngüdeki tek farklılık rüzgarın değişmesiyle yada kesilmesiyle oluyordu. Böyle zamanlarda uçurtmayı topluyor, rüzgara uygun tepe buluyor, uçurtmayı geri kuruyor, taşları çalıları temizleyerek pisti oluşturuyor ve nihayet kısır döngünüze kaldığınız yerden başlıyordunuz.
Akşamları
yorgunluktan bayılmak üzereyken hocanın anlatmaya çalıştığı ve genellikle
anılarına dönüşen derslerde uyuklamamızı engelleyen tek şey, yeni bir anının
başlangıcında “xxx isimli bir arkadaşımız vardı,
Allah rahmet eylesin, şu şu kazada kaybetmiştik”
şeklindeki girişi oluyordu. Hocada maşallah anı çok ama anılarındaki
kahramanlardan rahmete kavuşmamış kişi çok az. Kurstan önce hoca hakkında
yapılan istihbarat yelken kanatta Türkiye’nin en iyisi olduğu şeklindeydi. Eh bu
kadar rahmetlinin olduğu yerde, hocanın yeteneğinin dünyadaki konumunu
araştırmadığımız için, bu kadar yorgunluğa rağmen uyanık kalabiliyorduk.
İki günden sonra her şeyi öğrendiğimizden hepimiz emindik. Hoca temkinli ve tedbirli olmakta ve bu eziyeti sürdürmekte kararlı olduğundan, biraz havalanmamıza bile izin vermedi. Türk Hava Kurumu’nun Türk Gençlerini uçmaya heveslendirmeye çalıştığını sanıyorduk. Yaşadığımız ise uçmaktan soğumak için gavur eziyeti gibi bir şeydi. Dördüncü gün eğer uçamazsak hocayı bir güzel dövmeye karar verdik ve bu kararımızı da kendisine açıkladık. Hoca son gün eğitimin böyle olduğunu, devamının Nisan ayında Ankara’da olacağını ve devam edenlerin uçabileceğini söyledi. Bu kadar eziyeti uçmadan bırakacak değildik ve eğer uçacaksak, hocanın çöplüğüne gidecektik. Böylece hoca uydurup uydurmadığından emin olamadığımız müfredatı sayesinde sopadan kurtuldu. Bizde en fazla bir metre havalanarak eğitimin birinci bölümünü tamamlamış olduk.
14 Şubat sevgililer gününde Bodrum Mor Bar’daydık. Yan masamızda bizim gibi içki yükünü almış bir çift vardı. Sohbetimiz renklenmeye başlamıştı, çünkü uçmak konusunda sevdalı iki adamdık. Ben hocadan öğrendiğim gerçek uçucuların yelken kanatçılar olduğuna dair tezi başarıyla savunuyordum. Karşımdaki ise Emekli kurmay albay ve savaş uçağı pilotuydu.
Sevgiyle kalın,
Kaan.