Yine, yeniden Eren Dağı.

 

Eh artık Eren Dağı'nın piri oldukya, aranan adamız. Dağcılık Federasyonu'ndan dağcı arkadaşlar geliyormuş, Erzurum'dan Sarıkamış'a büyük yürüyüş öncesi antreman yapacaklar ve Eren Dağı'nın da kayak merkezi olmasına yönelik tanıtımına destek verecekler.

 

Muğla ekibinden ikisi vali yardımcısı olmak üzere yedi kişi (benimle sekiz) meşhur tarhana çorbacısı muhtar'ın köyüne doğru yola koyulduk. Henüz çözemediğim bir soru kafamı kurcalamakta, tıpkı Hıdır'ın benimi yoksa cipciğimi daha çok sevdiğini çözemediğim gibi, Muğla Ekibi'nin de yaklaşımını çözemedim. Olsun, cipcik bende ya, ne farkeder. Bu sorunun gerçek yanıtını, birisi kapasitesi daha geniş bir araç alınca öğreneceğim. O zamana kadar keyfini sürmeli.

 


 

Aracın içinde iki vali yardımcısı var ya, yolda trafiği dert ettiğim yok. Tamam bu avantaj ama damardan espiri çıkmıyor, herkes ölçülü davranma konusunda yarışıyor gibi. Buda yolculuğun keyifli olmasını engelliyor. Köycegiz'den sonra yol ortasında araçları durduran polislere gelince durduk, şehit aileleri yararına yemek bileti satıyorlar. Arabadaki avantajı kaçırırmıyım, "yok istemiyoruz" dedim. Sonrada espriyi patlattım, "eşkiya yola inmiş". Yahu vallahide billahide espiri işte, Bodrum'dan Zekeriya yanımda olsa gülmekten kesin altına işerdi, ama aracın içinde hiç de öyle olmadı. Devam ederken devletlülerden birisi ortamı yumuşatmak için "şimdi bilet almadıkya, istermisiniz ilerde çevirsinler" dedi. Hakkattende Ortaca'da çevrildik. Avantajların kimliği anlaşıldığı dakka ilerlememizi sürdürdük.

 

Seki Beldesi'nde federasyon dağcılarıyla buluştuk. Fethiye Kaymakamı, yerel televizyonlar, gazeteciler, kıyamet kopmakta. Röportaj için yarışıyorlar. Türk insanına özgü hastalık hemen oluşmuş ve daha ortada bir şey yokken arazi fiyatları, bazı kamu görevlilerinde içinde bulunduğu yerel kurnaz spekülatörlerin sayesinde almış başını gidiyor. Bu durumdan çok rahatsız olan vali yardımcımız Ali Haydar Küçük'te bu fırsatı iyi değerlendirip, kameralara bu dağın doğallığının korunması hakkında güzel bir söyleşi verdi. Dağın çevresinde içilecek sigaranın dumanının bile hesabının yapılması gerektiğini, etrafı saracak ikinci konut ve kooperatif türü yapılaşmaya karşı dikkatli ve uyanık olunmasını söylerken, bazıları renkten renge giriyordu. 

 

Muğla'nın devlet büyükleri geliyor ya, köyden dağa giden yolu kaplayan karlar greyderle açılabildiği kadar açılmış. Aracı bıraktığımız yerden kamp yerine kadar yüklerle 2,5 saatlik bir yürüyüş yaparak ulaştık. Kamp yeride saray yavrusu. Yazın kullanılan yayla evlerinden en yüksekte, Şahin Tepesi denilen yerde olanı. Odunlar hazırlanmış, soba çıtır çıtır yanıyor, çuval dolusu köy ekmeği, zeytin, peynir. İyi ki hazırladığımız kahvaltı malzemesini sırt çantama koymayı unutmuşum.

 

Herşey mükemmel, tek sorunum var, o da Muğla'da kavurma et yemiştim, karnım guruldamakta. Tuvalet su olmadığından çalışmıyor, bu yüzden dışarı arazide uygun heryer tuvalet, bir yere tüneyip ıkınıyorum, soğuk yüzünden bir şey olmuyor. Böyle bir iki seferden sonra korktuğum başıma geldi ve basur krizi başladı. Eh erkek adam bu hastalığı çeker ya, bende yıllardır çekmekte ve doktora gitmemekteyim, hastalıkta en olmaz zamanlarda böylece ortaya çıkmakta.

 

Tam eski insanlar gibi yaşamaya başladık, elektrik olmadığından akşam dokuz civarı uyuyup sabah yedi gibi ayaklandık. Daha önce üç tırmanışım olduğundan kendimi avantajlı hissediyorum, şimdi federasyona dersini verme zamanı. Hava güneşli ve pırıl pırıl, haydin zirveye.

 

Zirveye çıkışta kendi rekorumu fena kırdım. Muğla ekibiyle tam üç buçuk saatte zirvedeydik, evet bu harika bir sonuçtu. Federasyon mu? Ha onlar iki saat elli beş dakikada çıktılar. Bizim ekipte de en kötü iki kişiden birisiydim. Federasyonda 77 yaşında ki Faruk Hoca'nın varlığı olmasa çoktan su koyuverirdim. Neyse işte zirvedeyiz, ama şu tur kayağıyla tırmanmayı da öğrenmeli.

 

Ertesi gün federasyon farklı iki zirve yapacak, bu sefer bizimle kopmadan gitmek istiyor. Yürüü federasyon, anca gidersin, biz Muğla Ekibi kamp yerinde kalıp akşama kadar kayak eğitimi alacağız. Ekipten tek fire verdik ve Umut federasyona katıldı. Bende ömrümde ilk defa kaymayı ve tur kayağıyla tırmanmayı öğrendim. Bu yaştan sonra bu girişimin tek doğal sonucu olabilirdi ve bir yerlerimi kırıp burkabilirdim. Dört sefer düşmeme rağmen böyle bir şey olmadı, bunuda Gökay Hocanın usta öğreticiliğine bağlıyorum.

 

Dönüşte kalabalık olmamıza rağmen muhtar emmi iki büyük sofrayla bizi ağırladı. Yarabbi, bir tarhana çorbası bu kadar lezzetli ve acı olur mu, zaten basur yüzünden canım kıçımda. Bu ata sözleri de boşuna söylenmiş değildir ya, "çivi çiviyi söker", öyle değil mi? Tabi tabi öyle, ye afiyet olsun. Her insan içindeki şeytanla ara sıra böyle muhabbet edebilir. Sofrada çorba harici bir sürü yiyecek olmasına rağmen üç tabak dolusu tarhanayı götürdüm.

 

Fethiye'de televizyonculara yakalanıp, canlı yayın vs. atlattıktan sonra, kameralara sürekli yakalanıp, meşhur olan cipcikle, Faruk Hoca'da yanımda Bodrum'a ulaştık. Bu yazıya başlamaya karar verene kadar on gün geçti ve yazarken hala yerimde doğru düzgün oturamıyorum. Neden mi, tabi ki basurum yüzünden. Hepinizin Eren Dağı'nın zirvesine çıkmanız dileğiyle,

 

Kaan.