26-27 Ekim 2002

Kelebekler Vadisi FETHİYE

 

 

MUTLULUĞUN RESMİ 

 

Çok kısa süreceğini bile bile, küçükte olsa mutluluğu tatmak için günler öncesinden dostlardan emanet alınan bir çadır ve bir uyku tulumu. Mutluluğun resmi gözlerimin önünde şimdiden; bir çadır, içinde uyku tulumu ve onun içinde ben. Dışarıda yağmur yağıyor, elimi uzatsam dokunuyorum yağmura. Hava soğuk. Daha bir sıkı giriyorum tulumumun içine. Çadırımın penceresinden gökyüzünü izliyorum, uzun zamandır görmediğim, görmeyi özlediğim binlerce yıldızı.

 

                Evet, resmim gözlerimin önünde. Yatağıma uzandığımda her gece farklı boyuyorum hayallerimle. İlk kampım olacağı için heyecanlıyım. Cenk’ten bir telefon bekliyorum, “Tamam gidiyoruz.” diye, odamdaki tik tak saat sesi eşliğinde. Cenk arıyor sonunda ekip hazır. Araba ayarlandı. Buluşma yeri ve saati de kararlaştırıldıktan sonra bana düşen, detayları düşünmek artık. Ne giyeceğim, yedek çamaşır olarak ne alacağım, yiyecek olarak ne götürmeliyim. Bunları düşünmenin, hiçbir şey unutmama düşüncesinin verdiği stres bile mutluluğumu engelleyemiyor. Akşam yatmadan son gecem, her şey kapının arkasında hazır artık. (daha sonra birkaç küçük ama ihtiyacım olacak eşyayı unuttuğumu anlayacaktım.) Yaz tatilini bitirip, ertesi gün okuluna ilk kez gidecek çocuklar gibi hissediyorum.

 

                Kelebekler Vadisi kamp kadrosu: Vildan, Sabahat, Lütfiye ve Sevinç Hanımlarla, genç üyemiz, Vildan Hanımın oğlu Ilgaz ile Cenk’ten oluşmakta.

 

                Tansaş’taki küçük alışverişi müteakip on gibi düşüyoruz yollara. Fethiye’ye yaptığımız gidiş yolculuğu sırasında programımız ve yapabileceğimiz aktivitelerden bahsederken daha yolun başında iki tane eksiğim olduğunu fark ediyorum. uyku matı ve mayo. Kelebekler Vadisinde denizin o kadar güzel olduğundan bahsediliyor ki yolda kendime bir mayo almadan edemiyorum.

 

                İki kamp yeri arasında tercih yapmamız gerekiyor. Birincisi dağın yamacında, köye yakın bir yerde vadinin eteklerinde. İkincisi ise aşağıda, sahilde vadinin göbeğinde. İkinci olarak düşünülen kamp yeri ulaşım sorunu ve sahilin kiralınmış olması nedeniyle elenmek zorunda kalıyor. Böylece her zaman gidilen yere yani vadinin tepesine doğru o güzelim Ölüdeniz, paraşütçüler ve çok dikkatimizi çeken Lykia World Tatil Köyü manzarası eşliğinde servisimizle çıkmaya başlıyoruz.

 

                Daha çıkışın sonlarına doğru Kelebekler Vadisi o muhteşem görüntüsünü az da olsa göstermeye başlayarak büyülüyor bizleri. Hava çok güzel, deniz çağırıyor bizi şimdiden, yağmur beklentisi yok. Köye ulaştığımızda hemen dışında uygun bir yerde hava kararmadan çadırlarımızı kurmak için harekete geçiyoruz. Başlangıçta çadır kurmanın çok komplike ve zor bir şey olacağını düşünen ben, çadırım kurulduktan sonra (tabi ki Cenk arkadaşımın yol göstermesi ile) kendimce tam bir çadır kurma uzmanı olduğuma karar veriyorum.

 

                Sizi dünyadan ayıran çok ince bir naylon parçası. İçine girdiğinizde sanki her şeyden çok uzaklarda, yalnızlığın huzur veren dünyasında hissediyorsunuz kendinizi. Bir an önce tulumunuza girip dünyanın güzelliğine kavuşmanın heyecanını duyuyorsunuz. Küçücük bir alan ama bana ait olan, beni koruyan, saklayan.

 

                Çadırlarımızın kurulmasını müteakip tam hava kararmaya yakın yemek hazırlığına başlıyoruz. Hayatta aklıma gelmeyecek, daha doğrusu kamp için taşınır mı acaba dediğim malzemeler çıkıyor ortaya. Tabi ki çoğu portatif, küçük, kamp için tasarlanmış eşyalar. Teknolojiden uzak ama işimize geldiği kadar, çaktırmadan yanımızdan ayırmadığımızı fark ediyorum. Aman olsun. Pek bir işe yarar malzeme getirmemiş olmamın farkına vararak, belki kendimi affettirmek için belki de mutluluk resmimin bir parçası olan kamp ateşi için elimde fener odun parçaları toplamaya çalışıyorum etraftan. Hava güzel olmasına rağmen bitki örtüsü azda olsa ıslak.

 

                Bayanların pek bir gayretle hazırladığı sofraya ilişirken bir plastik çatal ve kaşık ve hatta bardak bile getirmemiş olmanın ezikliğini yaşıyorum gerçekten. E bu kadarda olmaz diyorum kendi kendime. Ama zaten dostluk, birliktelik ve grup olmanın güzelliği ve heyecanı bu noktada çıkıyor ortaya. Tecrübeli ve düşünceli hanımlar tabi ki yanlarında getirdikleri yedek malzemelerle beni de tamamlıyorlar alçak gönüllülük içinde. Teşekkürler ediyorum size, dostluğa, arkadaşlığa, kulübümüze, benim burada olmamı sağlayan herkese.

 

Kamp ateşimizin başına geçerek, yemek sonrası sohbetimizi ısıtmak için hayatta tutmaya çalışıyoruz Ilgaz’la birlikte. Eski kamp anılar çıkıyor ortaya, sohbet sürüyor oradan buradan. Gecenin sürprizini Cenk yapıyor. Bakır cezvesi ve getirdiği kahveyle mutlu ediyor herkesi. Vildan Hanım fal bakıyor, ümit dağıtıyor herkese.

 

Saat ona yaklaşıyorken, kamp ateşi için topladığımız odunumuz bitmeye yakın karar veriyoruz yatmaya. Hava hafif soğuk akşamın serinliği ile. Çadırıma giriyor, hazırlıklarımı yapıp uyku tulumumun içine girerek buluşuyorum yıldızlarla. Binlerce, on binlerce, milyonlarca. Uyku tulumumun sıcaklığı huzur veriyor. Hemen on santim ötemde, çadırımın dışında tüm dünyanın yaşamını hissediyorum. Tik tak saat sesi de yok , araba gürültüsü de. Gözlerimi kapatıyorum. Dünyayı dinliyorum. Çıkıyorum yıldızlara önce sonsuzluğu düşünüyorum sonra geleceği. Hayaller kuruyorum, dileğimi tutuyorum peşin peşin kayacak yıldızımı beklerken. Ve sonra...

 

                Sabah yedi. Zaten cin gibi olmuştum uyku tulumumun sıcaklığını yaşarken yarım saattir. Diğer çadırlardan gelen hışırtılarla bende kalkmak için hazırlanıyorum. Çadırınızın  içinde öyle küçük ama bir o kadarda büyük bir dünya yaratıyorsunuz ki sanki o an için tüm dünyayı, tüm evinizi, geçmişinizi, işinizi, tüm her şeyinizi bu çadırın içine sığdırmış gibi hissediyorsunuz. Ama yine biliyorsunuz ki fermuarını açtığınızda yine yeni yeniden bir başlangıç yapacaksınız hayata.

 

Herkesin kalkmasını müteakip öncelikle kahvaltımızı yaparak ıslak çadırlarımız toplama işine girişiyoruz. Vadiden aşağıya, deniz kenarına olan iniş yürüyüşümüze başlamak için  önce tüm eşyalarımızı yakındaki bir köy evine emanet ederek yola koyuluyoruz. Öncümüz Cenk’e yanında kendisine emniyet ipiyle bağladığı küçük ama zaman zaman bizlerden daha iyi bir yürüyüşçü ve doğacı olduğunu ispatlayan Ilgaz eşlik ediyor. Vadinin tepesinde, daha başlangıç aşamasında çok güzel bir havada manzara karşısında büyülenmiş bir şekilde sırayla inişe geçiyoruz. Zaman zaman etabın gerektirdiği ipleri kullanarak, zaman zamanda ellerimizle tutunarak aşağıya vadiye iniyoruz. Burada Sevinç Hanımın önderliğinde Vildan Hanı ve be şelaleleri görmek iç in ayrılıyoruz. Diğer grup sahile hareket ediyor şelalelere ulaştığımızda yanımdaki bayanlara hayranlık duymaktan alıkoyamıyorum kendimi. Çünkü hiç tereddüt etmeden o buz gibi şelalenin altına girmek cesaretini gösteriyorlar. Bana da tabi ki onları izlemek düşüyor.

 

                Sahile geldiğimizde, denizi görür görmez o güzel maviliğin içine dalmak için hemen üstümü değişiyorum. Zaten o doğa görüntüsünü, mavi sonsuzlukla birleştirmemek büyük bir kayıp olurdu diye düşünüyorum.  Yanımızda getirdiğimiz sucukları, bir teknedeki mangalda pişirerek yarım ekmek arası yapıyoruz. O yorgunlukla o kadar güzel geliyor ki sanki bir dilim yemişsinizde de hiç doymamışsınız gibi hissediyorsunuz. Akşam karanlığına kalmadan yukarıya çıkıp servisimizle buluşmak üzere hareket ediyoruz. Dönüş daha doğrusu tırmanış daha rahat ve çabuk oluyor. Tırmanış sırasında bazen bizim geçtiğimiz, bazen bizi geçen insanlar görüyoruz. Ve anlıyoruz ki bizim bir Ağrı Dağı edasıyla tırmandığımız bu vadiyi bu insanlar her gün çıkıp inmekte. Neyse, olsun ama bu bizim hayallerimizin Ağrı’sı değil mi?

 

Vadideyken ve çıkışın başlangıcında, hani adında var diye kelebekleri arıyor gözlerimiz o güzelim zarif görünüşleriyle. Küçükte olsa birkaç tane görerek avunmak zorunda kalıyoruz. Yine hayallerimiz yetişiyor imdadımıza, etrafımızda yüzlerce ve rengarenk kelebekler eşliğinde.

 

                Çıkışı müteakip servisimize eşyalarımız yerleştirmiş olmanın rahatlığı ve yorgunluğu ile yerleşiyoruz koltuklarımıza. Eminim o an yolculuğa başladığımızda herkes geriye, vadiye bakarak yaşadıklarını düşünüyor ayrılmanın verdiği hüzünle. Benim tek düşüncemse tekrar kavuşmak çadırıma ve uyku tulumuma bir dahaki gezinin umudu içinde.

 

Not:  Eve dönüşümüz akşam 23:30 u buluyor yaşadığımız kötü bir trafik kazası nedeniyle. Ama ben bundan bahsetmek istemiyorum bu kadar güzel yaşanmışlığın büyüsünü bozmamak dileğiyle.

 

                                                                                                                                                Kazım ARGÜN