Köyceğiz-Şelale Gezisi

Hayat Sürprizlerle Doludur

Bugünkü gezimiz bize hayatin ne kadar sürprizlerle dolu olduğunu bir kez daha gösterdi. Benim için ilk sürpriz, otobüsün kalkış yeri olarak bildirilen buluşma yerini yeni üye ve yeni Bodrum’lu olarak yalnis anlamam ile başladı.

Sabah saat 7.45 olmasına rağmen halen Tansas’in önünde benden başka kimse olmadığını görünce “yalnis Tansas’in önünde bekleyenin ben”oldugunu anlayıp, otobüste tanıdığım tek kişi olan Yasemin vasıtasıyla Torba kavşağında otobüsü yakalayabildim. Acele ile cep telefonumu arabada unutmam ikinci sürprizdi. Ama üçüncü sürprizle karsılaşınca bunlar da neymiş dedim. Eminim üçüncü sürpriz geziye katılan herkese hayatları boyunca unutamiyacaklari anlar yaşattı.

Taze demli sabah çayı içmemizi sagliyan oncu grupla buluşan otobüsümüz, 3 saat kadar bir yolculuktan sonra Köyceğiz’e vardı.

Ekimin 20si olmasına rağmen , cam ağaçlarının sanki ilk baharı karsiliyormuscasina verdiği taze sürgünlerin o essiz yeşiliyle büyülendik.

Grup liderimizin verdiği talimatları dinledikten sonra yola koyulduk. Küçük şelaleyi geçip büyüğüne doğru tırmanmaya başladık.

Tırmandıkça ve yerden yukarılara çıktıkça fark ettik ki, olması gerekenden çok tırmanmışız ve izlediğimiz güzergah kaybolmuş. O noktadan sonra deneme yanılma yöntemiyle, gerçekten çok zor yerlerden gecerek yolumuza devam ettik. Şelaleye indiğimizde yanımızda getirdiğimiz yiyeceklerimizle kendimize bir öğle ziyafeti çektik. Sonradan “keske” demek yerine “iyi ki” demek isteyen bazı arkadaslarmiz kendilerini şelalenin serin!!! sularına bıraktı.

Yemek molasından sonra yine tırmanışa geçtik. Şelaleyi bir sağımıza, bir solumuza alarak, çok zorlu yerlerden gecerek, suyun erozyonuna uğrayıp, kat kat pasta gibi duran granit kayaların olağan ustu renk ve görüntüleri arasında, şelale boyu ilerleyerek, otobüsümüze ulaştık.

Eminim yükseklik korkusu olduğunu söyleyen arkadaşlarımız, tek sıra halinde, birbirimizin üzerinde basamak basamak yükseldiğimizde, yerden ne kadar yüksekte olduklarını düşünmek yerine, bulduğu ufacık bir kaya veya dal parçasına tutunma, ayağını şelaleye paralel gelecek şekilde yere sağlam basma endişesi içinde buldular kendilerini. Tutunmak ve sağlam basmak arasında gidip gelirken korkularını hatırlamadıklarını fark ettiler. Hatırlanmayan korkuların artık korkutmadığını gördüler.

 

Tabiat Ana, bizi öylesine bağrına bastı ki, bazılarımız sürüngenler gibi toprağa yapışarak yürümek zorunda kaldı. Bu toprakla iç içe gectigimiz zorlu kaynaşma anlarında, renkleriyle, kokularıyla, en akil almaz yerlerde birdenbire karsımıza çıkan çiçekler, bizi şaşırttı, büyüledi.

Dönüş yolunda da sürprizler vardı. Demir Ağabeyin Akyaka’da ayarladığı Çipura-salata yemeği yorgunluğumuza çok iyi geldi.

Gökova'yi geride bırakırken, bir tarafta güneş batıyor, bütün gök yüzü kızıla boyanmış, bulutlar karaltılar halinde kiziligin içinde asili kalmış enfes bir manzara sunuyor, diğer tarafta bir ateş topunu andıran “Dolunay” bütün ihtişamıyla yükseliyordu.

Bu essiz görüntüler karsısında büyüleniyor ve güzel sesli arkadaslarmizin söylediği türküler, şarkılarla gezimizi tamamlıyoruz.

Yasayacakları sürprizi hiç hesaba katmamalarından kaynaklanan ihmalcilikle, böyle bir kaya tırmanışı için uygun giyinmeyen arkadaşlarımız basta olmak üzere, hiçbirimizin basına birsek gelmeden, kazasız belasız bu zorlu doğa gezisini tamamlayıp, eğlentiye çevirmemizi sagliyan, bizleri evinde ağırlayıp, güzel bir ani armağan eden “Tabiat Ana”ya teşekkür ediyoruz..

Gidilmesi gereken güzergahı kaybedip bize sürprizli, heyecanlı bir gün yaşatan, bittikten sonra düşündüğümüzde, içimizi ürperten bu zorlu parkuru büyük bir özveri, takım ruhu ve sevecenlikle tamamlamamızda büyük emeği gecen klüp üyeleri ve Köyceğizli öğretmen arkadaşlara da gönül dolusu teşekkür ediyoruz.

Hülya POLAT

20 Ekim 2002