İNEK ALİ:

 

Turizmi deniz, kum, güneş ekseninden çıkartmak ve tarih, doğa, spor üçlüsünü geliştirmek için alternatif turizm arayışları dahilinde, yarımadanın en yüksek doruğu olan oyluk tepeye tırmanmaktayız. Zirveye doğru yükseldikçe ortaya çıkan manzara bizi büyülerken, yarımadanın kıyı şeridinde ki betonlaşmaya rağmen hala doğal kalmış yerleri fark ederek seviniyoruz.

 

Birden düve diye tabir edilen, henüz gelişmesini tamamlamamış bir inek görünce şaşırdık. İnsanın olmadığı bu dağın başındaki yerde, bu hayvanın ne işi olabilirdi. Tepenin öbür tarafına dolaşıp, dik inen kayalıkların resmini çekerken, yangının kül ettiği taraftan bir adam bize doğru geldi. Dağda ne işimiz olduğunu merak ettiği her halinden belliydi, niyetimizin yangın çıkartmak olmadığını anlayınca rahat etti. İsminin Ali olduğunu öğrendiğimiz bu köylüye, tepenin öbür tarafında gördüğümüz düveyi sorduk. Kendi ineklerinden biri diğer ineklerden ayrılıp, dağda yalnız gezmeye başlamış, yani yabanileşmiş, bizim gördüğümüzde bu yabanileşen ineğin yavrusuymuş. “Ne güzel, bizde dünyaya inek olarak gelseydik, herhalde bunların yaptığını yapardık” dedik. “Yok beyim o zaman iyi olmazdı, çünkü bunun anasını tüfekle vurdum, aha bunu da yakında vuracağım”  dedi. Yahu niye vuruyorsun hayvanları diyemeden ekledi: “Bunlar sürüdeki diğer buzağıları da ayartıyorlar ve onlarında yabanileşmelerine neden oluyorlar”. “Peki bu düve hiç yem yemedi mi?” diye sorunca, “ne yemi beyim, dağda ne bulursa yemekte, bundan daha doğal beslenen bir inek bulunmaz” dedi.

 

Bodrum’un beni ansızın şaşırtmalarına alışmıştım, bu yüzden sakince düveyi ne zaman vuracağını, ille de vurmak zorunda mı olduğunu sordum. Zavallı hayvanın şansı yoktu, çünkü otlar sıcakla azalmaya başladığından, üzerinde ki et de azalmaya başlamıştı. Müşteri bulamadığından vurmadığını, yoksa şimdiye kadar çoktan vurmuş olacağını öğrendik. Müşteriyi bu dağın başında nereden bulacağını sorduğumuzda, anasını alanın geçen hafta söz verdiği halde gelmediğini, fiyatı düşürmek için böyle yaptığını söyledi. Kasaplar etin kilosunu 7 milyondan alırmış, bunu 5 milyona vermeye razıymış. Bizim ilgimizi yanlış yorumlayınca, size 4.5 milyona veririm dedi.

 

Eti en fazla kiloyla alan bizim aklımıza karpuz kabuğunu soktu. Neden olmasındı ki, hem ucuz, hem ne olduğu belli olmayan yemlerden yememiş sağlıklı bir hayvan. Nasıl yakalayacağını sorduk, “suyun başına sürer, orada vurur, keser ve doğrarım, oradan da atla aracınıza kadar taşırım” dedi. Maşallah Ali Bey’de de vahşetin her türlüsü mevcut, orman yakanlara denk gelmesini diledik. Peki hayvanın sana ait olduğunu nereden bilelim dediğimizde cep telefonunu çıkartıp, köyün muhtarını aradı.

 

Ceplerimizde ki para yaklaşık kilosuna göre yeterliydi, düvenin yaşamasına fazlaca izin vermeyeceğine ikna olduğumuzdan, “Bizim zirveye çıkıp  inmemiz 3 saati geçer, yanına vereceğimiz arkadaşımıza, düvenin sana ait olduğuna şahitlik edecek köylü bulup, dediğin vahşeti biz gelene kadar bitirirsen, ve yaklaşık hepimize pay edebilirsen alıyoruz” dedik.

 

Zirvede silah sesini duyduk, döndüğümüzde düve poşetlere pay edilmişti. Ali Bey bize ileride yine yabanileşen inek olursa diye cep telefonunu verdi. Numarasını kaydedecekken durakladık, telefon defteri Ali’den geçilmiyordu, ileride nasıl hatırlarız diye düşünürken, fikir benden geldi ve hepimiz numarayı kaydettik, isim yerinde yazan İnek Ali’ydi.   

 

Kaan