MERHABA DOĞA
Date: Mon, 7 Jan 2002 12:48:31 -0800 (PST)
Öncelikle selam,
Daha günler öncesinden, uzun zamandır yaşamadığım bir küçük heyecan.
Pazar günü geziye çıkıyorum! hem de henüz tanımadığım ama tanımaktan
zevk duyacağıma inandığım insanlarla. Ama o da ne Pazar sabahı bir uyanıyorum
ki insana işkence edecekmiş gibi gelen, insanı yatağına bir kat daha gömen
bir soğuk. Dedim ya günlerin verdiği heyecanla içimden tek geçen şeyse bir
çıkarsam yataktan mükemmel bir gün olacak düşüncesi. Neyse zor bela kalktım.
Eh bir kere kalktım ya bütün uyuşukluğumla yavaş yavaş hazırlanmaya başlıyorum.
Önce güzel bir kahvaltı,eşyaların hazırlanması... aman Allahım oda ne
saat 9 a çeyrek var ve ben hala çıkamadım. Hemen tüm hızımla , ilk
gün gezim de olsa yarım yamalak şekilde evden apar topar çıkıyorum.
Büyük bir merakla, daha doğrusu acaba kaçırdım mı yoksa bu soğukta yalnız
ben mi geldim sorularıyla ulaşıyorum buluşma noktasına. Oh rahatladım. En
az yirmi kişi var. İçten bir günaydınlaşma ve grup hocamız Mustafa
Bey’e teslim oluş. Eee nede olsa çömezim. Yani herkes ne yapıyorsa sende
onu yap psikolojisi. Neyse bu güzel merhabalaşmalar sonunda, insana güven ve
samimiyet hissi veren küçük gülücüklerle Mustafa Bey araba taksimine başlıyor.
Dedim ya çömezlik şansı olsa gerek Mustafa Bey in arabasına düşüyorum.
Konvoy şeklinde yola koyularak gezi programına başlıyoruz. İçimizi ısıtmak
için Kızılağaç Köyü ne girmeden bir kahvede çay molası veriyoruz.
Mustafa Hocamızın tabiri ile hiç bitmeyen Çiftlik Köyü nü geçerek yürüyüşe
başlayacağımız yere geliyoruz. Arabalardan iniş küçük bir hazırlık ve
start. İşte yaşam bu noktada başlıyor bence. Donmuş olsa da o güzelim
mantarların veya yeniden yeşillenmeye başlayan çam ağaçlarının ve adını
bilmediğim ve yağan yoğun yağmurlar sonunda büyük bir şevkle uyanmaya başlayan
tüm bitki örtüsünün kokusu altında sürüyor yolculuğumuz. Grubun çoğunluğunun
aklında çıntar veya kocayemiş hazinesi bulabilmek ümidi var. Ama ne yazık
ki aşırı soğuk hava hepsini olgunlaştırmadan dondurmuş. Soğuk kuşlara
da izin vermiyor şakımaları için. En mutluları da yeni açmaya başlayan
beyaz papatyalar gibi gözüküyor. Sıkı ama sakin bir yürüyüş
sonunda ulaşmak istediğimiz noktaya, Theangela Kalesi ne ulaşıyoruz. Muhteşem
bir yeşillik ve doğa görüntüsü karşılıyor bizi. Mustafa Hocamızın küçük
tarihi brifinginden sonra hemen dağılarak küçük kalemizi keşfedip getirdiğimiz
azıkları açıyoruz. Uzun zamandır tadını unuttuğum bir güzelliği yaşıyorum
yine. Açık havada ekmek, domates ve salatalık. Yemek faslını da
bitirdikten sonra dağın diğer yamacından hareketle inişe başlıyoruz. Bir
süre yürüdükten sonra sanırım dağın tam kuzey kanadı olsa gerek, insanı
heyecanlandıran bir rüzgarla bir müddet dans etmek zorunda kalıyoruz. Dönüş
güzel, dönüş rahat, dönüş sakin. Arabalara ulaştığımızda tatlı
bir yorgunlukla son bir kararla haftaya yine kavuşmak dileğiyle ayrılıyoruz
doğadan. Çiftlik köyünde kavurga ve kuru fasulye molasını müteakip Bodrum
a dönüyoruz, tekrar buluşmak dileğiyle...
KAZIM
|