02 Mart 2003 Uyku Vadisi gezi notları; Ahmet ŞAHİN 

BAHAR AYDINLIK TAŞISIN UMUDUNUZA...
Bir pazar sabahı yine erkenden yollara düşüp yeni yerleri, yeni duyguları ve
yeni
insanları keşfedebilmenin heyecanı ile gündoğumuna serdik geceden kalma
düşlerimizi... Bugün öylesine bir pazar olmanın ötesinde yeni yılın ilk
bahara ait ilk pazarı idi. Belki de birazda bu idi heyecanımızın sebebi.
Biraz da bundandı ağız dolusu gülüşlerimiz. Hem de havanın kararmış hüzünlü
haline inat, dolu dizgin yol almak için, karşılayabilmek için ilk baharı
anlamına en yakın olan yerde yani doğada.
Planlanan güzergaha istinaden aracımız sabah saat 09,15 de Bodrum'dan
hareket etti. Ben arkadaşlara daha sonra, Milas yokuşuna gelmeden hemen önce
Savran Köyü kavşağında katılabildim. Ekip yaklaşık yirmi kişi idi. Buradan
Uyku Vadisine gidilecek ve orada mağaralarla kanyon gezilecekti. Sizlere
gezi güzergahı ve gezi esnasında yaşadıklarımızdan bahsetmek istiyorum.
Uyku Vadisi'ne gidebilmek için Koru Köyü'nü geçtik ten sonra sağ tarafta
Ağaçlı höyük-Gökçeler-Bahçe Köylerine gidebileceğimiz yola saptık.
Güzergahtaki ilk köy olan Ağaçlı höyük Köyünde çay molası verdik ve sabahın
deminde güzelce demlenmiş çaylarımızı köy kahvesinde yudumladık. Anadolu'nun
güzel insanlarının sıcacık merhabası düştü hemen yanı başımıza.
Damaklarımızda tadı kalan bir tek içtiğimiz çayın değil, bütün saflığıyla
bizi kucaklayan "hoş gel din"lerin hazzı da oldu aynı zamanda. Ağaçlı
höyük'teki köy kahvesinden 15-20 dakika sonra ayrıldık  "yine bekleriz"
ezgileri ile köydeki amcaların... Tekrar bindik aracımıza ve ver elini Uyku
Vadisi. Yaklaşık 5 dakika sonra bizi karşılayan manzaranın karşısında daha
da dinginleşen bedenlerimiz biran önce ulaşalım ama-tadını da çıkaralım-
telaşıyla aldı irademizi ellerimizden. Ve biz artık en güzel
teslimiyetindeydik doğanın ve de baharın.
Uyku Vadisindeki restoranı işleten bey bizi karşıladı ve bize derenin diğer
tarafına geçmemiz hususunda yardımcı oldu. Tek sıra halinde geçtik tahta
köprüden. En önde öncümüz Rıza Bey ve en arkada Saadettin Bey...Bu yılki
yağışların bolluğundan olsa gerek eski köprünün yerinde yeller esiyordu.
Unutmadan, Uyku Vadisi'nin ismini nereden aldığına dair iki rivayet var.
Birincisi vadiye ulaştığınızda sağ kolunuz üzerindeki dağın uyuyan bir devi
andırıyor olması. İkincisi ise oksijen bolluğundan olsa gerek,  herkesin çok
rahat dinlenebilip uyuyabileceği bir ortamın olması.
3 kilometrelik bir yürüyüşten sonra fazla dik sayılmayacak tırmanışımızı
tamamladıktan sonra mağaranın önündeyiz... Altışarlı gruplara ayrılarak
mağaranın içine doğru yürümeye başladık. Mağara 100 metre boyunca yürümenize
müsaade ediyor. İç yüksekliği ise 10 metreyi buluyor. Saadettin Bey'in
fenerini tuttuğu bölümde yarasaları görme imkanımız oldu. Mağara içinde çok
sessiz hareket etmek zorundasınız. Amaç yarasaları ürkütmemek. Mağarada
belki binlerce yıl sonra belirli bir şekle oturabilmiş sarkıtlar var. Keşke
yeterli bilgim olsa da size detay anlatabilsem...Bütün gruplar mağaranın
içini gezdikten sonra aşağıya doğru tekrar dikkatlice indik ve yürüyüşümüze
devam ettik... Bir yanda dere, dere kenarında zakkumlar, defne ağaçları,
mersin ağaçları, her taraf papatyaya ve yabani laleye kesmiş, elinizi
attığınız her bitkinin kendine has bir kokusu ve göz alabildiğine hürriyet.
Doğanın uyumundan bahsetmek hafif kalır, ancak doğanın kafiyesinden
bahsedebiliriz görüp yaşadıklarımız adına. Saat iki gibi yemek molası
verdik. Herkes biraz senden biraz benden paylaştı beraberindeki
yiyecekleri...Termosundan bereket fışkıran Çağrı Hanım sayesinde çayımızı
bile içtik. İnsanın kendini bile unutabildiği zamanlardı bunlar. Kendini
adanmışlığıyla unuttuğu zamanlar. Derede yüzen çay balıklarıyla ekmeğimizi
paylaştığımız zamanlar ...Saat 14:30 gibi geldiğimiz parkurdan geri dönmeye
başladık. Hiç bitmesin diye istediğimiz yürüyüşümüzün sonuna gelmiştik. Uyku
Vadisi'ndeki restoranda bir çay molası daha verdik ve oradan da 16:00 gibi
ayrıldık...
Ben kulübe henüz üye değilim ve bu üçüncü katılımım. Hepsinden ayrı duygular
ve ayrı hazlarla ayrıldım. Eminim devamı da gelecek. Özlemlerimizin ,yaşama
dayanağımızın ve sebebimizin, nedenleri ortaya henüz mantıklı gerekçelerle
konulamamış yıkım ve gözyaşlarının olmadığı, insanı insana dahası insanı
doğaya daha duyarlı kılan bir dünyada yaşamak olması adına hepinize
sevgilerimi sunuyor ayrıca sizleri tanıma fırsatında bana önayak olan güzel
insan Kazım Bey'e de sevgilerimi sunuyorum.

Ahmet ŞAHİN