BİR DATÇA GEZİSİ

“Bir yürüyüş tutkunu neyi düşler ? diye sormuştum birg ün nice yolu yürüyerek aşan dostuma …..Sabahleyin ayağını Ege’nin göz boncuğu mavisine daldırıp yürümeye başladıktan sonra akşam üzeri Akdeniz’in köpüklerine kendini bırakmayı demişti. Nasıl olabilirki bu? Demiştim şaşkınlıkla Datça’ya gidersen anlarsın! Diye yanıtlamıştı gülümseyerek Datça’ya gidersen anlarsın.”İşte bu satırları Skylife dergisinde okuduğumdan beri hep oraları görmek patikalarında yürümek istemişimdir. Tamda 1 yıl sonra dernekte parkur seçimleri yapılırken bende Datça önerisini sundum. Böylece Datça gezisi listede yerini aldı. Önce 1 günlük olan gezi feribot seferlerinin uymaması ve çok yorucu olacağı düşüncesiyle 1 gece 2 günlük bir gezi olarak değiştirildi.
30 Nisan yaklaşırken açıkçası
ben ümidimi kaybettim. Çok istediğim halde bu gezinin olamayacağını düşünmeye
başladım.Minübüs kiralıyabilmemiz için en az 14 veya 15 kişi olmamız
gerekiyordu. Son güne kadar belirsizlik ve sayının 7 olması gezinin iptal
olacağını kuvvetlendiyordu ama gezi liderimiz Cenk bu gezinin olabilmesi için
her türlü zorlukları yenmeye hazırdı. Sibel’in, minibüsünü bu gezide
kullanılması için vermesi ile sayının çokta önemi kalmamıştı. Cenk kaptan
şöförümüz oldu. Bahtiyar, Sibel,Canan,Solmaz,Hayati ve benle Datça grubumuz
tamamdı. Cumartesi saat 11de Bodrum’dan çıktık ama daha 2 veya3 km gitmiştikki
bir benzinlikte durarak kahve molası verdik. Tamam dedim galiba çok ehli keyif
bir gezi olacak. Muğlaya doğru yol çalışmaları yüzünden trafik yavaşladı.
Ünüversitede bir toplantıda olan Nadi ve Geriş muhtarı Ramazan Bey birkaç
dakikalığına gelip bize iyi yolculuklar diledi. Bu arada Cenk yolun
yavaşlığından yararlanıp bir kepçenin üzerine çıkmayıda ihmal etmedi. Akyakayı
geçene kadar durmadık. Daha önceki gezilerdede kullandığımız bir kır kahvesinde
tostlarımızı yeyip ayranlarımızı içtik. Hayati Bey Cenk’e yol boyunca ayranı
uyku getirir gerekçesiyle yasak etti. Hedefmiz Datça’dan önce Marmaris’e de
gitmek ve buradaki Deniz festivalini görebilmekti.Saat 15.30da Marmaristeydik.Önce
Marinada bulunan İbrahim arkadaşımızı bulmaya gittik. O’da bizi etrafta biraz
dolaştırdı. Bir Bulgar gemisini gezdik. Tabi yine resimler çektik. Marmaris
gerçektende çok kalabalıktı. Denizin üstü çeşitli ebatlarda gemiler ve yatlarla
süslüydü. Bu arada İbrahim’in kaptan
arkadaşı Ümit kaptanla tanıştık ve bir süre
sohbet ettik.Ümit Kaptan’ın Safranbolu’daki bir kanyonu temizletebilmek için
başlatmış olduğu hareketin hikayesini dinledik. 10-13 Mayıs haftası tüm toplum
kuruluşlarının orada toplanıp bu yerin yeniden turizme kazandıralacağını
öğrendik. Saat 17.00 de bukadar Marmaris yeter yol uzun diyerekten Datça’ya
doğru yola çıktık.10 dakika gitmiştikki Canan çocuklar kartlarımın bulunduğu
cüzdan cebimde yok dedi. Haydi arabayı durdurduk. Belkide arabanın bir
köşesindedir diye heryere baktık ama nafile. Tek seçenek bir an önce Marmaris’e
dönüp kaybedilmesi olası noktaları araştırmak. Hepimiz bir yere
dağıldık.Sorduğumuz yerlerdeki cevap ‘yok görmedik’. Marmaris gittikçe
kalabalıklaşıyordu. Son çare polis merkezine gitmek oldu. Bazılarımız cüzdanı
bulmaktan ümidi kesmişti ama işte ordaydı haydaa bir sevinç. Canan para çekmeye
gitti bizde beklerken yabancı ülkelerin geçiş törenini izledik. Yeniden yola
koyulduğumuzda saat 6 yı geçiyordu. Kıvrıla kıvrıla cennet koyları seyrederek
Datça’ya yolculuğumuz sürüyordu.Yolun bazı kısımları öyle bozuktuki çok ağırdan
gitmemiz gerekti.
Neyseki kazasız belasızDatça’ya
vardık.Biraz aramalardan sonrada bizimle buluşacak kişilerin (yani bize
pansiyondu yürüyüş parkuruydu gibi konularda bilgi verecek arkadaşlar) olduğu
Balık aşıran cafeye vardık. Uzun bir yolculuktan sonra hepimiz biraz yorgun
cafenin rahat koltuklarına serilip çaylarımızı içmeye başladık. Cafede fotoraf
sanatçısı Bülent Sancaktar’ın Datça ile ilgili fotoraf sergisi vardı. Hepimiz
fotorafları hayranlıkla inceledik. Ellerine sağlık Bülent Bey. Konu fotoraftan
açılmışken oradaki arkadaşlardan birinin benim Datça yürüyüşünü okuyup
resimleriyle Datça sevdasına düştüğüm ve o günden sonra bende Datça’ya gitme
özlemi uyandıran fotarafları çeken Akgün Akova ile tanıştık. Birden sıcak, sanki
bizi yıllardır tanıyan insanlarla dolu bir ortamdaydık. Mesala İsviçreli Yolande
30 senedir Datça’da yaşadığından Datçanın değerlerinin korunabilmesi için
grubuyla yaptıklarından bahsetti.Birde geleneksel yürüyüşleri varmış her sene
yaptıkları Akdenizden başlayıp Egede biten ve Akdenizin suyundanalıp Ege’ye
ilave edilmesiyle biten. Eğer bilmiş olsaydık bu yürüyüşün olduğu tarihte
gelirdik diyoruz. Neyse gelecek sefere. Bu arada parkurla ilgili bilgiler
alıyoruz. Ama benim aklım eski Knidos’dan başlayıp bildiğimiz Antik Knidosda
biten parkurda. Fevzi Beyden (bizim Datçadaki yürüyüş rehberimiz ve aynı zamanda
akşama yemek yiyeceğimiz rum meyhanesinin sahibi) bu parkurun gerçekten keyifli
ve güzel manzaralarla dolu olduğunu öğrendik yalnız bir sorun vardı; birisinin
minübüsü yürüyüşe başlayacağımız noktaya getirmesi ve daha sonra yürüyüşün
biteceği noktada bizi karşılaması gerekiyordu. Onca yolu gelipte birimizin
kendini feda edip Datçada yürüyüş yapmaması olmazdı. Pazar için başka bir araç
bulmamızda o saatten sonra zor gözüküyordu. Bu noktada Bahtiyar organizasyon
yeteneğini gösterip 1 değil üstelik 2 şöför bularak problemimizi çözmekle
kalmayıp hızını alamayaraktan geceleme problemimizide bir pansiyon bularak
çözdü. Cenkte yemek organizasyonunu yapınca hepimiz biraz daha
gevşedik.Gelmeyenleri kıskandırmak için yazıyorum Datçanın yöresel otları (şevketibostan,campela,turpotu
vs...)değişik peynir çeşitleri ve zeytin (özellikle cevizli zeytin hemen
hepimizin favorisi oldu) den oluşan mezeler,balık çorbası ve tabii balıkla
şımartıldık. İlerleyen saatlerdede sohbetler koyulaştı. İtiraf etmeliyizki
Hayati Beyin kadınlar ve erkekler konusundaki değerli fikirleri!!! tartışmaların
ve gülüşmelerin odak noktası oldu. O akşamdan Bodrum’a gelene kadarda devam etti
durdu. Biz ogece erkeklerin kadınların kölesi olduğunu öğrendikki kendi
kendimize biz neymişiz be dedirtti.Saat gece yarısını geçiyordu artık kalkma
zamanı gel mişti.Pansiyona geldiğimizde odalarımıza çekildik. Pansiyonun adı
Huzurdu ama biz gece pansiyondaki kavgadan pek huzur bulamadık. Neyse sabah
erkenden kalktık ssat 8 gibi Balık Aşıran cafede kekli börekli kahvaltılarımızı
ediyorduk.Kahvaltıdan sonra Fevzi Bey geldi ve yola koyulduk. Hava güneşli ama
çokta sıcak değildi. Saat 10 gibi başlangıç noktasındaydık. Doğa muhteşemdi
çiçekler öyle güzeldiki onlardan toplamak için zaman zaman durduk.Tabii fotoraf
molalarıda verdik. Bu güzellikleri karelemek insanda büyük bir istek
uyandırıyor. Eski bir manastırı geçtikten sonra denize ulaştık ve bir keçi
sürüsü ile karşılaştık birazdan inekler ve buzağılar bizi öteki dönemeçte
bekliyorlardı. Yemeğimizi ulu bir ağacın altında turkuaz rengi denizi seyrederek
yedik. Sonra tekrar patikalarda yürüyüşe devam. Biz yürüdükçe ellerimizdeki
çiçekler renklendi çeşitlendi çoğaldı. İlerde uzaktan bir kayanın üzerindeki
deniz feneri görüldü. Herşey öyle güzeldiki sırtımdaki çantanın ağırlığını
unuttum kendimi hafif, özgür ve mutlu hissettim.Eminim hepimizin ortak
duygusuydu bu. Birazdan Antik Knidos şehri yıllara meydan okurcasına
karşımızdaydı. İki küçük limanıyla şimdi teknelere evsahipliği yapıyordu eski
günlerde ise birisi ticaret öbürüde savunma için kullanılırmış. Kalıntılar MÖ 4
yy kadar dayanıyor. Çeşitli uygarlıklar varolmuş yaşamış buralarda. Fevzi Beyin
gösterdiği borulardan o zamanlarda dahi altyapının bilindiği uygulandığı
anlaşılıyor. Fevzi Beyden aldığımız bilgilerden 70.000 kişinin yaşadığı büyük
bir merkezmiş birzamanlar.
İşte minibüsümüzüde görebiliyoruz. Tamda gezi bitti derken gruptan yükselen şaşkınlık nidaları Datçanın süprizlerinin bitmediğinin kanıtıydı. Grup bir çalının etrafında toplanmış bir şeye bakıyordu. O da ne iki (sonradan öğrendiğimiz kadarıyla zehirli) yılan çiftleşme dansı yapıyorlardı. Bizimle hiç ilgilenmediler. Neyazıkki Cenk’in dijital makinasının şarjı bittiği için ben ve Fevzi Bey fotoraf çekebildi. Solmaz pes doğrusu paparazilik buralara kadar uzandı diyordu.Gerçekten ilginç belkide hayatımızda bir daha göremeyeceğimiz birşeydi. Araca bindik Datça’ya doğru yola koyulduk. Yoldada birdaha nezaman gelip aynı yürüyüşü yaparız diye planlar yapmaya başladık. Datçada Fevzi Bey ve şöförümüzle vedalaştık. Birşeyler yedik ve Eski Datçayıda görmek istediğimizden şehir merkezinden 5 dakika mesafedeki köyde muhtarın kahvesinde; Can Yücel’ in deyimiyle ‘muhtar kahvesi değil muhtariyet kahvesinde’ çaylarımızı içtik hatta yılın ilk eriğinide dalından yedim. Köy eski şekliyle korunmaya çalışılmış şirin bir yer.Tekrar yola devam.....Yol inşaatı yüzünden bazı yerlerde yine yavaşladık. Marmariste günlük ağaçlarıyla dolu Günnüce orman kampında kahvelerimizi içtik dinlendik. Hepimiz bir günlük ağacı dalı kopardık(inşallah köklendirebiliriz) Saat 7 yi geçerken Marmaristen ayrıldık. Birkez daha durduğumuzda yolculuk boyunca konuştuğumuz ama fırsatını bulup yiyemediğimiz dondurmalar alındı afiyetle yenildi.Saat 10’a doğruda Bodrumda evimizdeydik. Yorgunduk ama değdi dedirtecek bir geziydi.
Bu gezinin olabilmesi için katkıda bulunan herkese teşekkürler.
Yüksel Ward